Son Guncelleme05:14:16 AM GMT

Son Dakika Haberleri

Milletvekili Ünal'dan Konuşma

e-Posta Yazdır PDF
mustafa_nal

AK Parti Karabük milletvekili Mustafa Ünal “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin, Anayasanın 147 nci maddesinde değişiklik yapan çerçeve 18 inci maddesi hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mecliste bir konuşma yaptı.

Anayasa Mahkemelerinin bulunduğu ülkelerde, bu mahkemelerde görev yapan üyelerin seçiminde millet iradesini temsil eden parlamentonun mutlaka söz sahibi olduğu ve üyeliğin süre ile sınırlandığı görülmekte olduğunu belirterek bir konuşma yapan Ünal,Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılması, üye sayısının artırılması, mahkeme üyelerinin belirli bir süre için bu göreve seçilmesi ve pek çok ülkede uygulanmakta olan bireysel başvuru müessesesinin yürürlüğe konulması gibi hususlar çerçeve 17. maddeden itibaren Anayasa değişiklik teklifi içerisine alınmıştır.
Mahkeme üyeliğinin süresi konusunda, değişik sivil toplum kuruluşları ve partiler tarafından hazırlanan Anayasa taslaklarında da, ana hatlarıyla benzeri düzenlemelere yer verilmektedir. Örneğin, 2003 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından hazırlanan Anayasa Değişiklik Teklifinde, üyeliğin görev süresi 12 yıl, TOBB tarafından hazırlanan öneride 4 yıl, TUSKON önerisinde ise 12 yıl olarak belirlenmiştir.  Mukayeseli hukukta da mahkeme üyeliğinin süreli olduğu görülmektedir. Mesela, bu süre; Almanya’da 12, Fransa, İtalya, İspanya, Bulgaristan, Macaristan, Portekiz, Polonya, Romanya ve Slovenya’da ise 9 yıldır.

Bu düzenlemenin getirdiği değişiklikleri
1. Halen herhangi bir süre ile sınırlı olmaksızın, 65 yaşına kadar görev yapabilmekte olan Anayasa mahkemesi üyelerinin 12 yıllık bir süre için seçilmesi.
2. Bir kimsenin iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilememesi.
3. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışma ve özlük işlerinin kanunla düzenlenecek olması
Şeklinde sıralayabiliriz.
Anayasa Mahkemesi üyeliğinin süresi oniki yıl olarak sınırlanmıştır. Böylece, Mahkemedeki üye profilinin, yeni toplumsal koşullara ve yeni anlayışlara göre makul bir süre içinde kendini yenilemesine olanak tanınmaktadır. “Devam ederken değişen, değişirken devam eden” bir kurum olacak Anayasa Mahkememiz. Oniki yıllık sürenin, üyelerin kazandıkları tecrübe ve bilgi birikimlerini karar ve Mahkeme çalışmalarına yansıtmaları açısından yeterli, toplumsal değişimin Mahkeme profiline yansımasına olanak sağlaması açısından da gerekli ve makul bir süre olduğu ortadadır. Bu düzenlemeler sonucu, zorunlu emeklilik yaşı öncesinde görev süresi dolan üyelerin, atandığı kaynağın özellikleri de dikkate alınarak, başka görevlere atanabilmeleri, maaş ve özlük işleri ile emekliliklerine ilişkin konuların, kanunla düzenlenmesi esası benimsenmektedir.

1982 Anayasası darbe sonrası, olağanüstü koşullar altında kabul edilip yürürlüğe konulmuştur. Toplumun tüm kesimleri, 1982 Anayasasının tamamen değiştirilmesi hususunda mutabakat halindedir. Ancak bu mutabakat, bugüne kadar Anayasanın tümünün değiştirilmesine yetmemiştir.

Müzakeresini sürdürdüğümüz değişiklik tekliflerine özellikle yapılan eleştirileri özetleyecek olursak birkaç husus öne çıkmaktadır. Yargı bağımsızlığı ihlal ediliyor, yargı kuşatılıyor, iktidar kendi yargısını oluşturuyor, yandaş yargı, yandaş yargıç yaratılıyor.

Ben bu eleştirilerdeki haklılık payına mukayeseli hukuk ve ülkemizdeki uygulamalar açısından bir göz atmak istiyorum.

Gelişmiş demokratik ülkelerin büyük bir kısmında Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamı milletin temsilcileri tarafından seçilmekte, bazı ülkelerde de Devlet Başkanı, Meclis Başkanı,  Senato tarafından bu göreve getirilmektedir. Buna karşılık çok az sayıda bazı ülkelerde, örneğin, İtalya’da 15 üyeden sadece 5 i Üst Yargı Organlarınca seçilirken Portekiz’de 13 üyeden sadece 3 ü  Anayasa Mahkemesi yargıçları tarafından belirlenmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hâkimleri ise,  üye ülke hükümetleri tarafından gösterilen 3 aday arasından Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, yani üye ülke milletvekilleri, tarafından seçilmektedir.

Anılan bu ülkelerdeki ve üyesi bulunduğumuz Avrupa Konseyindeki sistemi gözden geçirdiğimizde, Anayasa Mahkemelerinin kuruluşunda halkın seçip parlamentoya gönderdiği ve milli iradeyi temsil eden milletvekillerinin, devlet başkanlarının veya hükümetlerin etkili oldukları ortadadır. Demek oluyor ki, demokratik ülkelerde, halkın iradesini temsil eden ve hepimizin de mensup olmaktan şeref duyduğu Parlamentodan, Milletvekillerinden, Hükümetten, Cumhurbaşkanından çekinen, ürken, korkan hemen hemen yoktur. Kanaatimce ülkemizdeki bu ürkeklik ve korkaklığın en önemli nedeni, bu iddia sahiplerinin yeterince halk oyuna mazhar olamama veya halkın yanlış yapacağı endişesinden ve kendilerinden başka siyasi partileri de hata yapma, ülkeyi kaos ve bölünmeye sürükleme potansiyelinde görmelerinden kaynaklanmaktadır.

Zira, ülkemizin geçirmiş olduğu süreçte ulaşmış olduğu demokratik anlayış ve halkımızın kendi haklarına sahip çıkışı, cumhuriyet, laiklik ve hukuk devletine candan bağlılığı bu eleştirileri getirenlerin gözlerinden kaçmakta, bunlar zımnen darbe anayasasını muhafaza etmeyi tercih etmekte, halkı ve halk iradesini tahkir etmektedirler.

Yandaş yargı, yandaş yargıç eleştirilerini ülkemizdeki mevcut mevzuat ve uygulamalar ışığında değerlendirdiğimizde ise şunlar söylenebilir.

Mevcut yargı üyeleri 1982 Anayasası, 1981 tarihli Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu, 1983 tarihli Yargıtay Kanunu ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde görev almış bulunmaktadır. Hiçbir yargıcın gökten zembille indiğini söylemek mümkün değildir. 1982 Anayasasının 104. maddesine göre Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini ve diğer yüksek yargı üyelerini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini Cumhurbaşkanları seçmiştir. Yargıtayın 250 üyesinin tamamını, Danıştay üyelerinin de dörtte üçünü Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçmiş bulunmaktadır. Adalet Bakanı ve Müsteşarı da HSYK’ nın üyeleri olagelmişlerdir.

Bu oluşum karşısında ve yapılan eleştirilere baktığımızda biz zaten yandaş yargı, yandaş yargıçla karşı karşıyayız demektir. O halde bundan sonra Yüksek Yargı tarafından  seçilecek yüksek mahkeme üyeleri için bu yandaş yargıya nasıl itimat edebileceğiz? İşte bu eleştirileri getirenler, yüce yargımızı bu bühtanla yaraladıklarının farkında bile değiller. Ben yargı mensuplarımızı bu şekildeki ithamlardan tenzih ederim. Kendilerinin beğendiği Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı seçerse yandaş yargı olmaz, beğenmedikleri ve halkın göreve getireceği bir Cumhurbaşkanı seçerse yargı yandaş olur. Ülkemizdeki bu hastalıklı zihin yapısından artık kurtulmamız gerekir.

Ben şahsen, çok nadir istisnalar dışında, hiçbir yargıcımızın kendisini seçene yandaşlık yaptığını ve yapacağını, tarafsız olmadığını düşünemiyorum. Kaldı ki bağımsızlık ve tarafsızlığın birinci planda yargıcın kendi ilim, tecrübe, kendine güven ve insana bağlı diğer niteliklerine bağlı olduğuna da kesin olarak inanan birisiyim. Ancak, ben, son zamanlarda bal gibi siyasi nutuklar atan, antidemokratik bir yapının oluşturulacağını ve yargının siyasallaştırılacağını iddia eden, buna karşılık e-muhtıraların yaşandığı dönemde sesini çıkarmayan, görevden alınan ve yargıya gitme yolu da kapalı olan bir savcı ile ilgili olarak, “ onu ben görevden aldırdım” dendiğinde, mahkeme tarihinde ilk kez bir başkan üyenin, adeta tarihe not düşercesine, karşı oy yazısının bir paragrafında, “Ne yazık ki…. karar öncesi kimi kişi, kurum ve mercilerin mahkemeyi etkilemeye dönük eylem ve davranışlarını onaylamak mümkün değildir. Çatışma çıkacağı tehdidi ya da ülkeyi koruma adına yapılan açıklamalar…” şeklinde belirttiği dönemlerde susanları da sizlerin ve halkımızın dikkatlerine sunmak istiyorum.

Bugünlerde bol bol demeç veren, ancak, “Meclis yetkilerine müdahale edilmiş, yargı ipoteği altına alınmıştır.” diye feryat edildiği, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin, “Türkiye’de demokratik kurumlar normal işlememekte, yargı yasamanın görevlerine tecavüz etmekte” diye  karar aldığı dönemeçlerde susanları ve yasama organı için bu hassasiyeti göstermeyenleri de bu vesile hatırlatmak istiyorum.

Yargının siyasilere karşı bağımsızlığından zevkle bahsederken, yargının kendi içindeki yüksek yargıya ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bağımlılığından ve yargının tarafsızlığından hiç söz etmeyenleri de yine aynı istisnalar arasında saymak istiyorum.

Bu günlerde yargının bağımsızlığı şarkılarını söyleyenlerin Eski bir Adalet Bakanı’ nın “Hükümetten 5 bin kişilik kadro çıkardım. Bu kadroları örgütüme vermeyip te…” dediği zamanki suskunluklarını anlayamadığımı da dikkatlerinize sunmak istiyorum.  
Bu eleştirilerin statükonun muhafazası gayretlerinden başka anlam taşımadığını ifade ederken görüşülmekte olan Anayasa değişikliklerine ilişkin hükümlerin Ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor ve hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Share/Save/Bookmark